15 Ağustos 2017

4D Sinema Keyfi - Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu


Krakow'da sinemaya gitmek sıklıkla yaptığımız bir aktivite değil. Malum alt yazısız, sadece ingilizce dinleyerek bazı filmleri anlayamıyorum. Bunun yanı sıra buradaki sinema salonlarında ses çok kısık oluyor. Biz alışmışız Türkiye'de bangır bangır oynamasına. Ben bazen evde bile buradaki sinema salonlarından daha yüksek sesle film izliyorum. O nedenle gitmeden önce filmi araştırıp, gidip gitmeyeceğime öyle karar veriyorum.

Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu adlı filme konusu yüzünden değil 4DX teknolojisini kullanarak gösterime girdiği için gittim. Konu olarak çok vasat bir film. Muhtemelen normal olarak izleseydim sıkıntıdan patlardım. İşin içine 4D girince işler bir anda farklılaştı.

Peki nedir bu 4D Sinema? 

Eskilerde sadece perdeye yansıyan filmler vardı. Sonra gelişen teknoloji ile 3D girdi hayatımıza. Sinema salonun kapısında elimize bir gözlük tutuşturdular. O gözlükler sayesinde filmin içindeymişiz gibi hissettik. Kahraman yaratıkların sırtında uçarken biz de onunla uçtuk. Bazen yere çakılacakmış gibi yerle burun buruna geldik. Film izlemek daha keyifli hale geldi. Adamlar yapmış derken; başımıza bu 4D olayı çıktı. Üç boyutun yanı sıra filmi fiziksel olarak hissetmemize yardımcı olan hareketli koltuklar, rüzgar, yağmur, flaş, sis, balon, koku efektleri eklendi. Böylelikle tam olarak filmin içindeymişiz gibi hissetmemize olanak sağlanmış oldu.

Aslında 4D olayına eğlence parklarından bir aşinalığımız var. Genelde 15 dakikalık kısa görsel şölenler oluyordu onlar. İşin içine uzun metrajlı bir sinema filmi girince daha eğlenceli olduğunu söyleyebilirim.


Bu kısa bilgiden sonra Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu'nun konusuna değinmek istiyorum. Film, Fransız çizgi romanından esinlenerek çekilmiş bir bilim kurgu. 28. Yüzyıl'da, bin gezegenden gelmiş bütün ırklar, devasa Alpha şehrinde huzur içinde yaşamaktadır. Bu huzurlu hayat için bütün ırklar kendi bilgi ve yeteneklerini birbirleriyle paylaşmıştır. Ancak Alpha'nın güvenliği bilinmeyen bir kuvvet tarafından tehdit edilmeye başlamıştır. Bu kuvveti bulmak ve Alpha'da barışı sürdürebilmek adına Valerian'a çok iş düşmektedir. Tüm ırkların son umudu olan Valerian ve güzel ortağının maceralarına tanıklık etmek için 2 saat 18 dakikaya ihtiyacınız var.

Muhtemelen çizgi romanı okumuş olsaydım, neden tüm görevleri Valerian'a veriyorlar diye bilgi sahibi olurdum. Görev için gittiği bir alanda, gözlükler sayesinde yaratılmış sanal bir dünyada gezindiği bölüm oldukça ilgimi çekti. Filmde Rihanna'nın küçük bir rolü vardı. Dans ettiği bölümleri çok beğendim. Filmin en güzel sahnelerinden biri Valerian'nın kaçış sahnesiydi. Koltukların hareket etmesi, salon içinde oluşan rüzgar ve Valerian'ın sulardan geçtiği sahnelerde, gerçekten üstümüze birkaç damla su geliyor olması çok eğlenceliydi.

Tek sıkıntısı koltuğun hareket ettiği sahnelerde gözlük yüzünden odaklanma sorunu yaşamaktı. Görüntü bulanıklaşıyordu. Ayrıca dövüş sahnelerinde arkanızdan biri koltuğunuza vuruyor gibi olması pek güzel değildi. Bol bol dövüşün olduğu bir film izlenirse sırtı bayağı ağrıtır diye düşünüyorum.



Filmin konusu beni hiç tatmin etmemiş olsada 4D sayesinde kendini izletmeyi başardı. Bu arada korku filmi izleyebiliyorsanız kesinlikle bir 4D deneyimi yaşayın derim. Ben evde bile korku filmi izleyemeyen biri olarak kesinlikle o zevki deneyimleyemeyeceğim.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

12 Ağustos 2017

Boğulmamak İçin - George Orwell


Bu kitabı İzmir'de olduğum süre zarfında okumuştum. Hatta basılı olarak okuma şansı bulduğum için blog için fotoğraf çekmeyi de ihmal etmemiştim. İnceleme yazısını yazıp taslakta bıraktığım kitaplardan biriydi. Yayınlamak bu güne kısmetmiş.

Boğulmamak için; 20. yüzyılın başında yaşanan savaş neticesinde, savaşın insan benliğinde bıraktığı korkuyu, değişinen yaşam koşullarını ve insan ilişkilerindeki aksaklıkları, George Bowling'in gözünden anlatan bir kitap. Yazarın en tanınmış kitaplarından olan 1984 ve Hayvan Çiftliği'nden esintilere rastlamak mümkün.

Bir sabah uyandığınızda içinizde geçmişe karşı derin bir özlem olduğunu düşleyin. Öyleki bu özlem tüm benliğinizi sarıp sarmalar şekilde olsun. O zaman kitabın sayfalarından ilerlerken kendinizden bir şeyler bulmanız çok olası. Tabii ki şunu unutmamak lazım. Geçmiş hep hatırladığımız gibi orada olmayabilir. Gündelik yaşamımıza ait anılarımız yok olur gider. Genelde bizi çok etkileyen (iyi veya kötü) olayları hatırlarız. Bu anılarda boğulmamak için geçmişe yolculuk yapmak güzel bir seçim olabilir. Aslında kitap geçmişe yapılan yolculuk fikrinin iyi mi kötü mü olduğuna odaklı.

Yapmak istediğimiz şeylerin hep yapılamayacak şeyler olduğunu düşünerek hayatımızı geçirmemiz tuhaf değil mi?
Geçmiş tuhaf şey. Hep yanınızda taşıyorsunuz. Bana öyle geliyor ki on, yirmi yıl önce olmuş şeyleri düşünmeden geçirdiğiniz bir saat bile yoktur; ama yine de çoğu zaman geçmişin, bir tarih kitabındaki bir sürü bilgi gibi, öğrendiğiniz bir olgular kümesinden ibaret kalması dışında bir gerçekliği olmuyor. Derken rastgele bir görüntü, ses veya koku ama özelliklede koku sizi bir anda alıp götürüyor ve o zaman da geçmişi hatırlamakla kalmıyor, içine giriyorsunuz. 


Boğulmamak için, yazarın diğer kitaplarına göre daha ağır ilerlese bile, böyle büyük bir ustanın kaleminden çıkmış bir yapıt olduğu için okunmayı hak ediyor.


✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

7 Ağustos 2017

Krakow'da Erasmus



Neden Polonya'da Erasmus?
Krakow Erasmus İçin Uygun Bir Şehir mi? 

Soruları aklınızda dönüp duruyorsa az sonra okuyacaklarınız sorularınıza cevap niteliğini taşıyacak demektir.

Güvenli bir şehirde yaşamak istiyorum!

Son zamanlarda artan ırkçılık olaylarına rağmen, Polonya Türklerin endişe duyacağı bir ülke değil. Polonya halkı genel olarak Türkleri seviyor. Tabii burada etki tepki olayını göz önüne bulundurmak lazım. İnsanlara nasıl davranırsanız öyle karşılık alırsınız. Yani kendi örf ve adetlerinizi Türkiye'de bırakıp öyle gelin. Burası sizin ülkeniz değil. Bu bilinçle gelirseniz hiçbir sıkıntı yaşamazsınız. 

İyi bir eğitim almak istiyorum! 

Krakow birçok üniversiteye ev sahipliği yapıyor. 1364 yılından günümüze varlığı devam ettiren Jagiellonian Üniversitesi Polonya'nın en eski üniversitelerinden biridir. Bunun yanı sıra 1945 yılında kurulmuş Krakow Teknoloji Üniversitesi de ülkenin en iyi teknik üniversiteleri arasında yer alıyor. Ayrıca Krakow'da Müzik Akademisi, Güzel Sanatlar Akademisi de mevcut. Üniversitelerin sitelerinden eğitim detayları hakkında bilgi alabilirsiniz.


Ekonomik olsun istiyorum!

Krakow için diğer Avrupa şehirlerine göre daha ekonomik demek yerinde olur. Polonya, Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen halen kendi para birimi olan Zloty'i kullanıyor.

Gezmek istiyorum!

Erasmus öğrencilerinin birçoğu bu düşünceyle gelir. Hazır yurtdışında vakit geçireceksem gezebildiğim kadar çok gezeyim der. Polonya bu konuda da beklentilerinizi karşılayacak bir konuma sahip. Prag otobüs yolculuğu ile altı saat, Berlin ise sekiz saat sürüyor. Bunun yanı sıra Ryanair ile Avrupanın bir çok şehrine çok cüzi miktarlar (bazen sadece 10 Euro gibi komik rakamlar) ödeyerek seyahat edebilirsiniz. Ayrıca Polonya vizesine sahip olduğunuz için serbest dolaşım hakkınızda cepte. İngiltere bu kapsamın dışında. Bunu da hatırlatmadan geçmeyelim.

Okurken eğlenmek istiyorum!

İşte burada dikkat demek lazım. Çünkü Krakow'un hareketli bir gece hayatı var. Eğer ipin ucunu kaçırırsanız dersler biraz sarpa sarabilir. Şehir merkezinde ve Kazimierz bölgesinde her keseye uygun mekanlar mevcut. Öğrenciler genellikle Kazimierz bölgesini seviyor. 

Yeme içme konusunda sıkıntı çekmek istemiyorum!

Emin olun bu konuda sıkıntı çekeceğiniz bir yer değil Krakow. Bizim döner dürüm diye tabir ettiğimiz kebapları ile meşhur burası. Neredeyse her sokakta bir kebap dükkanı var. Birçoğu domuz eti kullanmıyor. Ama ben işimi sağlama almak isterim diyorsanız tavuklu olanını gönül rahatlığıyla tüketebilirsiniz. Et ile aram yok derseniz, zapiekanka tam sizlik. Uzunca bir ekmeğin üzerine koyulan mantar, mısır ve peynirin fırına verilmesi ile hazırlanıyor. Tadı güzel ve doyurucu. Ayrıca fiyatı da çok uygun. Bunun dışında içi peynir dolgulu pierogi de size hitap edebilir. Ayrıca bunları marketten alıp evde hazırlayabilirsiniz. 


Lehçe öğrenmek istiyorum!

Doğru adrestesiniz demektir. Lehçe öğrenilmesi zor bir dil. Ama bu gözünüzü korkutmasın. Krakow'da tek kelime Lehçe bilmeden yaşamınızı sürdürmek mümkün. Halkın büyük bir çoğunluğu ingilizce biliyor. Ama şu gerçeği göz ardı etmemek lazım. Burada birçok güzel etkinlik var. Onlardan geri kalmamak için Lehçe öğrenmek bir artı olacaktır. 

Yalnız kalmak istemiyorum!

Belki herkesin en tedirgin olduğu konulardan biri bu. Farklı bir ülkeye gideceğim. Kimseyi tanımıyorum. Çok mu yalnız hissedeceğim diyorsanız, Krakow'da sıklıkla düzenlenen eventlerden haberiniz yok demektir. Düzenlenen toplantılara katılmaktan kesinlikle çekinmeyin. Böylelikle birçok farklı ülkeden arkadaş edinme şansı yakalayabilirsiniz. 


Spor faaliyetlerinden uzak kalmak istemiyorum!

Krakow'un en güzel yanlarından biri de bu. Krakow tam bir bisiklet şehri. Bisiklet için özel yollar var. Ayrıca koşu ve yürüyüş için de birçok parka sahip. Yani, hiç endişe etmeyin. Bedava spor yapmak için tüm imkanlara sahip olabileceksiniz.

Elimden geldiğince aklınıza takılabilecek sorulara cevap vermeye çalıştım. Bunların dışında soğukla aranız yoksa Krakow pek sizlik bir yer değil. Kış ayları oldukça soğuk geçiyor.

Krakow tam anlamıyla bir kültür şehri. Her hafta farklı etkinliklere imza atıyor. Etkinlikler ile ilgili videolar paylaşıyorum. Eğer youtube kanalımı takibe alırsanız yeni videolardan ilk siz haberdar olabilirsiniz.
Benden söylemesi.

Krakow hakkında daha fazla bilgi için aşağıdaki yazılarıma göz atabilirsiniz.
Krakow'da oturum izni başvurusu 
Auschwitz-Birkenau Toplama Kampı
Kosciuszko Dağı
Shindler'in Fabrikası
Wawel Ejderhası
Ojcow Milli Park
Krakow Kebabı
Krakow simidi Obwarzanek



Paylaş:

2 Ağustos 2017

Kahve Bahane #4

Kahveler hazırsa konu bütünlüğü olmayan paragraflardan oluşan iç döküş yazısı sizi bekliyor.

kızlar ağası - İzmir

Geçenlerde dost meclisinde, farklı bir şeyler yapmayı deneyelim lafının sonu hadi düz duvara tırmanalım ile bitti. Mecazi anlamda değil tabii. Ciddiyim yani. Bildiğin düz duvara tırmanmaktan bahsediyorum. Adı havalı olsun diye Bouldering de diyebiliriz. Geçtiğimiz haftalarda bu işi yapabileceğimiz; sekiz buçuk metre yüksekliğinde ve zorluk derecesine göre tasarlanmış yapay tırmanış alanı olan bir salonda yer ayırttık. Kısa bir eğitimden sonra kendimizi duvara tırmanmaya çalışırken bulduk. İlk denememde üç metre tırmanabildim. Asıl iş tırmanmakta değil. Aşağıya inebilmekte. Çünkü halat ile partnerinize bağlısınız. Yani ipler onun elinde. Eğer ipi bırakırsa yere çakılırsınız. Tam bir takım çalışması anlayacağınız. İlk iniş denemem pek başarılı değildi. Ellerimi bırakırken çok tırstım. Zaten her işe kalkışmadan önce ben bunu yapamam diye söylenip dururum. Sonraki denemelerimde sekiz buçuk metreyi başarı ile tırmanıp tavana değebildim. Aşağıya da adeta bir Tomb Raider edasıyla indim. Şimdiden Bouldering benim favori aktivitelerimden biri oldu bile.

Görmüş olduğunuz sarı duvar ilk tırmanış yerimizdi. Hafif eğimli olması tırmanırken kolaylık sağlıyor. Yan tarafındaki beyaz duvar daha zor. Ona da tırmanı denedim tabii.
 Girintili çıkıntılı bu duvarda ise eğimli olan yere kadar tırmanmayı başarabildim.



Son bir aydır tüm elektronik ve mekanik aletlerim sırayla bozuluyor. İlk sıkıntı bisikletimde baş gösterdi. Vitesler ile ilgili küçük bir sorun yaşadım. Tamir ettik ve düzeldi. Tam o düzeldi dedim. Bilgisayarımda uzun zamandır beni rahatsız eden Macbook pro retina ekran sorunu vardı. Onun için bilgisayarımı servise götürdüm. Servisten gelince artık başıma ne gelebilir dediğimde telefonumda var olan şarj sorunu had safhaya ulaştı. Şarjı %70 iken bir anda kapanmaya başladı. Israrla yeni bir telefon almayı reddeden ben, bataryasını değiştirmeyi denedim. Bataryayı değiştirdikten sonra telefon normale döndü diye sevinemeden aniden ekran donması sorunu baş gösterdi. Küçük bir araştırma ile facebook uygulamasına gelen güncellemeden sonra bazı telefonların kafayı sıyırdıkları bilgisine ulaştım. Tabii ki gül gibi telefonumu aptal bir uygulamaya değişecek değilim. Sildim gitti facebook uygulamasını. Telefonum şimdi ilk günkü gibi jet hızıyla çalışıyor. Bunların dışında dikiş dikerken kullandığım baskı makinesinin ayağını kaybettim. Her yeri aradım taradım ama nafile. Sanırım dalgın bir anımda çöpe attım. Bunun şimdilik bir telafisi yok.

Aksilikler bitti artık diye sevinirken, bisiklet gezisine çıktığımız güneşli bir pazar günü bizim er kişisi bir kaza geçirdi. Yazın etraf kurak olunca Krakow belediyesi yolları suluyor. Tam sulamanın yapıldığı zaman diliminde çıktık dışarıya. Er kişisinin bisiklet tekeri ıslak tramvay rayına denk geldi ve biraz hızlı gittiği için düştü. İki gün süren doktor maceramızdan sonra ayak parmağında çatlak olduğunu öğrendik. Böylelikle bisiklet sürme işini ve 2 haftadır her akşam düzenli bir şekilde yapmış olduğumuz yürüyüşleri rafa kaldırmak zorunda kaldık. Daha kötüsü olmadığı için şanslıyız aslında. Çünkü sürüklenebilir ve kafasını kaldırıma çarpabilir ve kafa göz dağıtabilirdi.

Bilgisayarsız ve telefonsuz geçirdiğim günlerde yeniden ingilizce çalışmaya başladım. Çalışma masamın üstünde bilgisayara ve telefona yer yok artık. Eskilerde olduğu gibi sözlük ile çalışıyorum. Ve böyle çalışmanın daha verimli olduğuna karar verdim. Öyle bir anda aklıma esen kararlarım var benim. Çoğunu da uygulayabiliyorum. Aferin bana.

Aslında yazıyı sonlandırmam gereken bir paragrafa ihtiyacım olan yerdeyim. Bu kadar karışık yazılan bir yazı nasıl toparlanır bilemediğim için aniden bitirmeye karar verdim. Demiştim verdiğim kararları uygularım ben.

Küçük şeyleri dert etmeyip, hayatı akışına bırakmanız dileğiyle.
Bir sonraki kahve bahane serisinde buluşana kadar esen kalın.
Sevgiler.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

29 Temmuz 2017

Köpek Kalbi

Köpek Kalbi

Havasından mı, suyundan mı bilinmez ama yazma işinde oldukça ustalaşmış olduklarını düşündüğüm Rus yazarlardan biri olan  Mihail Bulgakov’un Köpek Kalbi adlı kitabı ile karşınızdayım bu defa. Bu aralar kitap okuma hızımdan memnunum ve her kitap için bir yazı yazmak istiyorum. Bir yandan da blogu sadece kitap yorumları ile doldurmak istemiyorum. Bu nasıl bir çelişki böyle. Bitirdiğim her kitaptan sonra, bunun hakkında da birşeyler yazmalıyım diyorum. Ve sonuç ortada. Yine karşınızdayım.

Köpek Kalbi, 132 sayfada bilimkurgunun kara mizah yönünü ortaya çıkartıyor. 
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler döneminde yazılan kitapta, dönemin rejimine ait göndermeler mevcut. Öyle üstü kapalı da değil. Yazar sivri kalemini sakınmadan konuşturmuş. Tabii ki bu kadar net olmasının bedelini de uzun yıllar yasaklı kitaplar listesinde yer almasıyla ödemiş. 1925 yılında yazılan kitap, 43 senelik bir bekleyişin ardından,1968 yılında yazarın memleketinden çok uzaklarda, ABD’de basılmış. Fakat ana vatanındaki okurlar ile buluşması öyle kolay olmamış. Kitap 1987 yılında Rus okuyucularına buluşma imkanı bulmuş. 

Bulgakov, Köpek Kalbi ile La Fontaine'in masallarından aşina olduğumuz intak sanatının kalbini yeniden attırmış. Kitabın kahramanı, dönemin kısıtlamarından dolayı açlıkla mücadele ederken hayatta kalma iç güdüsü sayesinde yaşama tutunabilen; bu süre zarfında sokakta tanıştığı ve hayatına giren bir doktor ile bilinmez bir dünyanın kapılarını aralayan bir köpek. Sonrasında yaşananlar ise kan, şiddet ve başkaldırışa gebe…
Sevecenlikle, efendim. Yani canlı varlıklara yaklaşırken mümkün olan tek yöntemle. Canlılar söz konusuysa terörle bir yere varılmaz. Hangi gelişmişlik seviyesinde olurlarsa olsun. Her zaman bunu iddia ettim, ediyorum ve edeceğim. Terörden boşuna medet umuyor onlar. Hayır efendim, hiç faydası olmaz. İster beyaz, ister kızıl, isterse de kahverengi! Terör sinir sistemini tamamıyla felç eder. 
Şunu anlayın ki, asıl korkunç olan artık köpek kalbi değil, insan kalbi taşıması. Yani doğada var olanlar arasında en rezilini.

Özellikle köpek sahibiyseniz veya sokak köpekleriyle iletişim kurmaktan çekinmiyorsanız, bazı satırlar içinizi çız ettirecek türden. Bir köpeğin düşüncelerini ve bazı zamanlarda insanların ne kadar acımasız olduğunu anlatıyor. Köpek kalbi, akıcı anlatımı ve kara mizahı ile kendini hızlıca okutabilen bir kitap. H.G. Wells’in "Doktor Moreau’nun Adası" ve Mary Shelley’in “Frankenstein” adlı kitaplarına aşinaysanız bu kitabı da okuma listenize eklemenizi tavsiye ederim.
Keyifli okumalar.
Paylaş:

25 Temmuz 2017

Kıyamete Bir Milyar Yıl



Kıyamete Bir Milyar Yıl, Strugatski kardeşlerin kaleme aldığı bir bilim kurgu roman. Adını daha önce duymadığımı itiraf ediyorum. İzmir kitap fuarında karşılaştım bu kitapla. Bilim kurgu olmasının yanı sıra ismi ve arka kapak yazısı dikkatimi çektiği için aldım. Konusunu bilmeden kitap almak her zaman bir risk içeriyor. Bunun farkındayım. O nedenle vakit ayırıp okuduktan sonra güzel bir seçim yaptığım için kendimi de tebrik etmeyi ihmal etmedim.

Bilim kurgu kitaplarının vazgeçilmezi olan uzay ve teknoloji unsurları bu kitapta yok. Her şey bir varsayımdan ibaret. Bu açıdan farklı (felsefik) bir bilim kurgu okuma deneyimi ile karşı karşıya kalmak güzeldi.

Kitap, astrofizikçi olan Malyanov'un üzerinde çalıştığı ve Nobel ödülü almayı planladığı bir projenin bitime doğru gelişen tuhaf olayları konu alıyor. Malyanov çalışmasına odaklandığı anda çalan kapısı yüzünden tüm dikkatini kaybediyor. Davetsiz misafirleri ile baş etmeye çalışırken; kendisi gibi bilimle uğraşan arkadaşlarından da aynı şikayetleri duymaya başlıyor. Kitabı okurken neler yaşandığını sorgulayan bilim adamlarının varsayımlarına, kaygılarına, korkularına ve meraklarına ortak oluyorsunuz. Kitabın en ilginç yanı ise tartışılan birçok konuya açıklık getirilmemesi. Kitap için kesin bir son ile biliyor demek yanlış olur. Aslında kitabın arka kapak yazısında yer alan “ sorun sende değil, kâinatta” sözü kitabın bitiş cümlesi olmaya çok uygun.

Kitabın henüz taslak halindeyken sansürlenmesi de ilginç bir detay. Boris Strugatski kitabın sansürlenme sebeplerini sonsöz olarak okuyucularıyla paylaşmış; “ başarıyla atlattığımız tatsız bir durumu hatırlamaktan daha keyifli bir şey yoktur.“ sözleri ile kitabı noktalamış. Sansürün ortadan kalması ve kitabın bize kadar ulaşması; bilim kurgunun felsefik olarak satırlara yansıtılması da göz önüne alınırsa, biz okuyucular için büyük bir kazanç olmuş.

Belki de, Newton'un kutsal kitaptaki 'Kıyamet'i açıklamaya kalkması, Arşimet'in de sarhoş bir asker tarafından öldürülmesi tesadüf değildir.
Eğer kainatsa teslim olmak gerekiyor ama uzaylılarsa mücadele etmek mi gerek? 

Bu kitabı kısaca yorumlacak olsaydım; 152 sayfa ile tadı damakta kalan, Rus yazarların o güzel anlatımı ile okuma keyfini üst seviyelere taşıyan bir bilim kurgu kitabıydı şeklinde tanımlamak yerinde olurdu.

Eğer bilim kurgu okumayı seviyorsanız, Kıyamete Bir Milyar Yıl’ı okuma listenize eklemenizi tavsiye ederim.
✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş:

23 Temmuz 2017

Macbook Pro Retina Ekran Sorunu

Hatırı sayılır miktarda TL ödeyip bir hevesle alınan Apple'ın o güzel bilgisayarlarını bilmeyeniniz yoktur. Seneler önce, Nachnuch işine başlayınca ben de binlerce lira döküp Macbook Pro alanlardanım. Dört senedir elim kolum oldu resmen.
Canavar gibi çalışan bilgisayarımda iki ay önce retina ekran sorun baş gösterdi. İlk önceleri kameranın var olduğu yerde meydana geldi. Dört yıllık bir bilgisayar; bazen temizleyici kullanıyorum belki ondan olmuştur diyip üstünde pek durmadım. Lakin problem giderek büyüdü ve ekrana yayılmaya başladı. Ekran üzerinde çizikler oluşunca film izlerken (özellikle ışıksız sahnelerde) devamlı gözüme çarptı. Rahatsız olmaya başlayınca; Macbook Pro Retina Ekran Sorununu nasıl çözerim? diye bir araştırma yaptım.



Apple şirketinin bu sorunla uzun zamandır karşı karşıya kaldığını gördüm. Hatta retina ekran sorunu yaşayanlar tarafından açılmış bir facebook sayfası bile var. Orada yorumları okuyunca hem içime biraz su serpildi; hem de beni aldı bir telaş. İçime su serpildi çünkü Apple retina ekran sorunu yaşayanlar için bir değişim programına sahipti. Bunun yanı sıra telaşlanmamın nedeni bilgisayarımın dört yıllık oluşuydu. Şansımı deneyip bilgisayarımı servise götürmeye karar verdim.

Öncelikle Mac online randevu sistemini kullanarak bana en yakın servisten randevu aldım. Servise götürüp derdimi anlattığımda, çalışanlar zaten bu sorundan haberdar olduklarını söylediler ve bir servis kaydı açtılar. Ekran değişim onayı için bilgisayarın bir hafta serviste kalmasını gerektiğini söylediler. Benim için sancılı süreç başladı. Garanti kapsamı geçmiş bunun diyip geri göndermeleri ve 350 Dolar gibi bir fatura çıkarmalarından tırstım açıkcası. Ama tüm korkularım yersizmiş. Dört günlük bekleyişin sonunda pırıl pırıl yeni bir ekranla bilgisayarımı geri aldım. Daha önce facebook sayfasında yapılan yorumlarda eski bilgisayarda geçerli olmadığını söyledikleri değişim programına dahil olabilmenin sevincini yaşıyorum. Bilgisayarım tabiri caize gıcır gıcır oldu. Değişen ekranın iki yıllık garantisi de bonusu oldu. Umarım daha nice seneler deforme olmadan kullanabilirim.

Siz de böyle bir sorunla karşı karşıyaysanız en kısa sürede bir Mac servisinde soluğu almanızı tavsiye ederim. Değişim programı son iki ayına girmiş ve ondan sonra ne yapılacağı konusunda bir bilgileri yokmuş çalışanların. Benden söylemesi. Bunun yanı sıra Apple'ın yeni Macbook Pro bilgisayarlarında da aynı sorunla baş etmeye çalıştığı söylentiler arasında. Eğer bu aralar bir Macbook Pro almak için araştırma içindeyseniz, buraya sizin için çok gerekli bir bilgi bıraktım demektir.

Bu yazının sonunu Apple'ın alacağı aksiyon belirleyecekti. Ekranı değiştirmeyi kabul etmeselerdi muhtemelen bu satırlarda ağzıma geleni sayacaktım kendilerine. Ama çok hızlı ve sorunsuz bir şekilde problemimi çözdüğü ve beni yarı yolda bırakmadığı için, yazıyı kendilerine teşekkür ederek sonlandırmak boynumun borcu oldu artık.

✄----------------------------------------------------------------------
Paylaş: